Header Ads

Nobel Barış Ödülü'nü Arap Baharı'nda kullandıkları hizmetkârlarına verdiler. | Mehmet Fahri Sertkaya

Nobel Barış Ödülü'nü Arap Baharı'nda kullandıkları hizmetkârlarına verdiler.



ARAP BAHARI BİTTİ, SERT BİR KIŞ GELDİ AMA 
Siyonistler hizmetkârlarını ödüllendirmeyi ihmal etmedi. 

Nobel ödüllerinin perde arkası her geçen gün daha da gün yüzüne çıkıyor. Nobel ödüllerinin arkasındaki siyasi, Siyonist, Masonik, gizli Yahudi ve suçlu-çeteci kimlik her geçen gün daha da deşifre oluyor.. Her geçen gün bu ödüllerin Siyonistlerin parası ile finanse edildiği ve kendilerine hizmet edenlere verildiği anlaşılıyor. Türkiye ve dünya, devrik olmayan, imla kurallarına uygun ve anlaşılır iki Türkçe cümleyi art arda kurup yazamayan ve konuşamayan, kitaplarını ülkemizdeki profesörlerin bile anlamadığı Orhan Pamuk'a nasıl Nobel ödülü verildiğini; okunmayan, okuyucunun kendisini okumaya çok zorlasa bile defalarca kaldırıp attığı, sıkıcı ve okununca okuyucuya bir şey vermeyen kitaplarının nasıl elli küsur dile çevrilip yayıldığını anlamaya çalışırken, Orhan Pamuk'un da gizli bir Yahudi olduğu ve "Benim adım kırmızı" başlığı ile bile Yahudilerin anlayabileceği şifreli bir mesaj verdiği gerçeği ile yüzleşmişti. Henüz Nobel vermeye fırsat bulamadılar ama kitapları dikkat çeken büyük bir dayanışma ile çok reklam edilen, çokça gündemde tutulan, çok satan ve kapaklarına ve tanıtım kampanyalarına kadar intihal (aşırma, çalıntı) olduğunun meydana çıkmasına mani olunamayan,  gerçek kökeni sorgulanmasın diye soy adını kullanmadığını düşündüğümüz  ve gizli Ermeni olduğu iddiaları giderek daha sık duyulan Fethullah Gülen'in yeğeni ile evli olan, gizli Ermeni ya da Pakraduni olduğu iddiaları bulunan Elif Şafak Atayman'a da yakındır bir ödül verirler. Verirler de "Hah işte, yine ödül yerini buldu." deriz. 

Şimdi ise Nobel Barış ödülü, Ortadoğu'yu "Barış, demokrasi, insan hakları ve halkların özgürlüğü" söylemleri ile kan gölüne çeviren sözde Arap Baharı'nı, özde Siyonist tuzaklarını başlatanlara verildi. Malumunuz bu renkli baharlar, İsrail ve batı ülkeleri ile arası çok iyi olan Bahreyn'e, Suudi Amerika'ya, Katar'a, Ürdün'e yayılmamıştı. Oysa bu ülkelerin başlarında da seçimle göreve gelmemiş, halkları istemediği halde idarecilik yapan diktatörler vardı. Neler döndüğünü tam olarak anlayamayıp Yahudi'nin tuzağına düşen Bahreyn'de de halk bir renkli bahar havası estirip diktatörden kurtulmak isteyince, tahmini bir milyon iki yüz bin nüfusu bulunan ülkede yüz binlerce kişi sokaklara dökülünce ve ülkenin başındaki diktatör çaresiz kalınca, Suudi Amerika'nın diktatörü Suudi ordusunu Bahreyn'e sokarak "Bizim istediğimiz kadar bahar, bizim istediğimiz kadar özgürlük, bizim istediğimiz kadar demokrasi... Ne de çabuk şımardınız? Kendinize gelin!" mesajı vermişti. Çifte standardın dik alası sergilenmişti. 

İşte bu çifte standart, dünyaya gözü önünde Nobel Ödüllerinde de sergileniyor. Anlaşılan o ki, Nobel ödülleri, Siyonist Yahudi, Mason, Tapınak Şovalyesi, Evanjelist, gizli Yahudi ve gizli Hristiyan olmayan bulundukları ülkelerde bu güç odaklarına büyük hizmetler etmeyen hiç kimseye verilmiyor. 

YIKADILAR, YAĞLADILAR, CİLALADILAR AMA HEP YALANLARLA

Nobel Barış Ödülü'nün Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü'ne verildiği açıklandı. 

İyi de Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü kimdir?


Otuz yıldan fazla bir süredir, içten içe kontrol ettikleri batılı ülkelerin ordularını Ortadoğu'nun Büyük İsrail Projesi kapsamında işgal edilmesi için kullanmaya çalışan Siyonist Yahudiler ve sair hizmetkârları, her denemesinde başarısız olunca, 2001 deki sözde İslami  özde kendi yaptıkları 11 Eylül terörü bahanesi ile meşrulaştırılan Afganistan ve Irak işgalleri de başarısız olunca, "22 Ortadoğu ve İslam ülkesini haritadan sileceğiz. Herkes safını seçsin! Bizimle misiniz, değil misiniz?" resti de ortada kalınca, silah gücü ile Ortadoğu'da rejimleri ve sınırları değiştiremeyeceğini anlayıp Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin "Planlanmış ve kontrol edilen halk hareketleri ile" değiştirilmesi taktiğini devreye sokmuşlardı. İşte bu proje kapsamında ilk planlanmış ve güdümlü sözde halk hareketleri Tunus'ta başlatılmış ve Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü adı verilen içi başka, dışa vurduğu görüntü ise çok başka, çok barışçıl ve çok demokratik ve çok insancıl olan yapılanma kullanılmıştı. 


Ortadoğu'nun karışmasını sağlayan öncü hareketlerden olan Tunus'ta ‘2010-2011’deki sözde Yasemin Devrimi’nden sonra,  meğerse Nobelcilere göre ödül verdikleri bu Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü ‘çoğulcu demokrasinin tesisi için büyük katkıda bulunmuş’ ve Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüş. Nobel Komitesi açıklamasında Dörtlü’nün İslamcı ve laik siyasi hareketlerin ülkenin çıkarı için birlikte çalışabileceğini kanıtladığını vurgulamış. Tabii, bu golü yer ve bu yalanlara inanırsanız. Ülkenin çıkarı ifadesi ile aslında Siyonizmin menfaatlerinin kastedildiğini fark edemezseniz. 


Tipik bir Siyonist Yahudi kriptolojili isme sahip olan Nobel Komitesi Başkanı Kaci Kullman Five, Ulusal Diyalog Dörtlüsü’nün suikastlar ve geniş çapta sosyal karışıklık nedeniyle ülkedeki demokratikleşme süreci çökme tehlikesi altına girmişken kurulduğunu belirtmiş de "Biz, yani Yahudiler kurduk zaten" diye eklemeyi unutmuş.  


Five, “Dörtlü, ülke iç savaşın eşiğindeyken alternatif bir barışçıl siyasi süreç oluşturdu. Tunus’un cinsiyet, ideoloji ya da dini inanç ayrımı yapmadan herkes için temel özgürlükleri garanti altına alan anayasal bir sistem oluşturmasında yardımcı oldular” demiş de "Ortadoğu'nun geneline hakim kılmaya çalıştığımız Ilımlı İslam projemizin prototipini Tunus'ta denedik. Düşünebiliyor musunuz bu çok komik, dini inançlarının temelinde hiç tartışmaya mahal bırakmayacak açıklıkta ve kesinlikte, insanları dinlerine göre sınıflandırılması ve kadın ile erkeğin kuralsızca, serbestçe birbirine karıştırılmaması emredilen Müslümanlara, 'insanları dini inanç ayrımı yapmadan ve cinsiyet ayrımı yapmadan değerlendirin.' dedik. Bu projede, iyi kafalayabildiklerimizi fırsat bulmuşken iyice gerçek İslam'dan uzaklaştıralım diye bir de Kur'an alternatifi bir ilahi kitap yazdık. Bunu da bolca yaydık." dememiş.  

Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü: Tunus Genel İşçi Sendikası Başkanı Hucine Abassi; Sanayi, Ticaret ve El Sanatları Konfederasyonu Başkanı Vided Buşamaui; İnsan Hakları Birliği Başkanı Abdessattar ben Musa ve Barolar Birliği Başkanı Fadıl Mahfud


‘İSLAMCILAR İLE LAİKLER ARASINDA İŞBİRLİĞİ MÜMKÜN’müş...

Böylesine korkunç bir arka planı ve art niyeti bulunan Siyonist projelerinin TUNUS’ta başarılı olduğunu düşünen ve yaşananları kendi davaları ve hedefleri açısından bakınca haklı olarak ‘benzersiz ve olağanüstü’ şeklinde nitelendiren Nobel Komitesi, ülkede ‘İslamcı ve laik siyasi hareketlerin ülkenin çıkarı için birlikte çalışabileceğinin görüldüğünü’ iddia etmiş. Komiteye göre “Dörtlü, siyasi ve dini farklılıklara uzlaşma temelinde çözümler bulunmasına" yardımcı olmuş. Sağladıkları geniş tabanlı ulusal diyalog ile de silah kaçakçısı, kara paracı, çıkarcı, hukuksuz ve tipik bir Siyonist dava anlayışına sahip olan Alfred Nobel’in vasiyetinde tam bir iki yüzlülük ve pişkinlik ile belirttiği barış çabalarına örnek teşkil ettiğini iddia etmiş. 

Bir zamanlar püfür püfür esen, şimdiler Suriye bataklığına batan ve Rusya ile Çin'in başını çektiği Şangay Birliği ülkeleri tarafından işlemez hale getirilip bozulan, adeta Siyonistler için bir bahar iken sert bir kışa dönüşüveren sözde Arap Baharı’nın ilk başladığı yer olan Tunus’ta, Devlet Başkanı Bin Ali’nin devrilmesinin ardından seçimle iktidara gelen sözde İslamcı özde Siyonist güdümlü Nahda Hareketi, farklı kesimlerden sosyal ve siyasi güçlerle yönetimi paylaşarak ülke idaresine geçmişti. Geçen yıl yapılan parlamento seçimlerini ise sözde laik özde yine Siyonist güdümlü Nida Tunus partisi kazandı. Aynı anda proje kapsamındaki birçok ülkede, alelacele kurulup güçlendirilen sözde İslamcı, özde Siyonist güdümlü ve Siyonistlerin ılımlı İslam projesine hizmet edecek partiler ülkelerin idaresine geçirilmek istenmiş ama bu planlar da birer birer Rusya ve Çin'in çok yerinde müdahaleleri ile bozulmuştu. Şimdi Mısır'daki Mursi'den sonra, sıranın aynı proje kapsamında kurulup kullanılan sözde islami, özde logosu bile Yahudi Menorah'ı olan AKP'ye geldiğinin herkes farkında... Bu durumda bunların verdiği ödüllerin, teselli ödülünden bir farkı kalıyor mu? Ödüller, bozulup rafa kaldırılmış projelerini ayakta tutabiliyor mu? Bu sorunun cevabını çok kısa süre içinde kendi ülkemizde de göreceğiz. 

Blogger tarafından desteklenmektedir.